Tebliğ vazifesini terk etmenin vebâli nedir? Kur’ân-ı Kerim; tebliğ vazifesini terk etmenin vebâli hakkında nasıl bir misal veriyor?
Kur’ân-ı Kerim; tebliğ vazifesini terk etmenin vebâli hakkında, bize Ashâb-ı Sebt’i misal verir.
Ashâb-ı Sebt Dâvud -aleyhisselâm- zamanında yaşayan bir kavimdi. Cenâb-ı Hak, bir imtihan olarak onlara cumartesi günü avlanmayı yasakladı. Fakat onlardan bir grup şeytana uyarak yasağı çiğnediler.
Kavmin içindeki dindar kimselerden bazıları, onları îkāz ettiler. Onlara karşı emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münker vazifesini yerine getirdiler.
Diğerleri ise, kendileri yasağa riâyet ediyor, fakat yasağı çiğneyenlere tebliğde bulunmuyorlardı. Hattâ bu iki grup arasında şöyle bir konuşma geçtiği âyet-i kerîmede beyan buyurulur:
“İçlerinden bir topluluk;
«–Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?» dedi.
(Öğüt verenler) dediler ki:
«–Rabbinize mazeret beyan edelim (tebliğ mes’ûliyetimizi yerine getirelim) diye, bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz).»” (el-A‘râf, 164)
Cenâb-ı Hakk’ın kahrı tecellî edip de, Ashâb-ı Sebt maymuna çevrildiğinde, bu helâkten sadece tebliğde bulunanlar kurtulabildiler. Yasağı çiğnemedikleri hâlde, buna bîgâne kalanlar da fâsıklarla beraber helâk edildiler.
Demek ki;
Netice alma ihtimali düşük olsa da, eğitim ve tebliğ vazifelerinden vazgeçmemek gerekir. Çünkü hidâyet Allah’tandır. Biz vazifemizi yerine getirmekle mes’ûlüz.
Meselâ;
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Tâif’e gidip kendisine tebliğ fırsatı vermelerini istedi. O bedbahtlar, Rasûlullah Efendimiz’i taşladılar. Peygamberimiz onlara bedduâ bile etmedi. Aksine nesilleri için duâ etti. Vazifesini yerine getirmenin huzuruyla Mekke’ye döndü.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Ocak, Sayı: 251
İslam ve İhsan