Reklam Alanı728 × 90 — Detay Sayfası Banner
🕌 Tarihimizden Kıssalar

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi Hocası Yaman Dede'yi Anlatıyor

✍️ İslami Kıssalar Editörü
📅 26 Ocak 2026
📖 2 dk okuma
👁 14 okuma
☆☆☆☆☆ Henüz puanlanmadı
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi Hocası Yaman Dede'yi Anlatıyor
Yazı Boyutu:
🔊 Web Sesli Okuma
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi Hocası Yaman Dede'yi Anlatıyor
Hazır
Tarayıcınızın yerleşik Türkçe sesiyle kıssa okunur. Ses kalitesi cihaza göre değişebilir.
Reklam Alanıİçerik üstü — 728 × 90

Yaman Dede kimdir? Nasıl bir hikayesi var? Nasıl bir şahsiyete, hikmete ve Peygamber sevgisine sahipti? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi Hocası Yaman Dede'yi kısa kesitlerle anlatıyor.

O zamanlar imam hatiplerde haftada iki saat Farsça dersi vardı. Yaman Dede hocamız gelirdi derse. Onu rahmetle yâd ediyorum. Talebeyken gönlümüzü bu hak dostlarına, bilhassa Mevlânâ’ya aşılayan bir hocamızdı. Asıl adı Abdülkadir Keçecioğlu’ydu, lakabı Yaman Dede idi. Önceleri Hristiyan’dı; Mesnevî’den okuduğu birkaç beyitle İslâm’la şereflendi. Yanık bir Allah (c.c) ve Resûlullah (s.a.v) aşığıydı.

Farsça dersinde on dakika kadar gramer anlatır, yazdırırdı. Ardından Mesnevî’den iki üç beyit okur, hem ağlar hem şerh ederdi. Biz de derdik ki: “Bunda ağlayacak ne var?” Tabii çocuktuk, 15-16 yaşındaydık. Fakat demek ki hocanın ihlâsı, muhabbeti şuur altımıza yerleşmiş. Sonradan hocanın niçin ağladığını çok iyi anladık ama hocayı da maalesef kaybettik. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

Bir gün kendisine sordular:

“Hocam, siz niçin bu kadar Mesnevî’den bahsediyorsunuz?”

Şöyle dedi:

“Mevlânâ beni elimden tuttu, Resûlullah Efendimiz’in kapısına götürdü.”

"Hocam Sizi Hastaneye Götürelim"

Galata Mevlevîhanesi’ne sık sık giderdi. Bir gün Galata’ya giderken bir duvara yaslanmış hâlde duruyormuş. Bir arkadaşımız görüp:

“Hocam sizi hemen hastaneye götürelim, rahatsızlandınız galiba” demiş.

O da:

“Yok oğlum” demiş, “Resûlullah Efendimiz hatırıma geldi, hâlim kesiliyor.”

Mevlânâ Hazretleri’nin 700 Sene Sonra Gelen Talebesi

Bazen Bağlarbaşı’nda otururdu. İmamla birlikte vapura bindiğimizde vapurun tenha bir yerine, alt kata çekilirdi. Yeşil tonlarında, bronz renkli bir paltosu vardı. Sanki dünyaya gözü gönlü kapalı, başka bir âleme açık hâlde, derin bir tefekkür içindeydi. Biz de karşısına oturur, hocayı seyrederdik.

Bir gün derste bize şu mısralarını yazdırmıştı. O zaman henüz basılmamıştı:

Ne devlettir yumup aşkınla göz, râhında can vermek
Nasîb olmaz mı Sultânım, haremgâhında can vermek
Sönerken gözlerim âsân olur âhında can vermek
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Rasûlallah

Bunları okur ve ağlardı. Demek ki Mevlânâ aşkı, Mevlânâ aşığından bize yansıyan bir inikâstı; adeta birbirine tutulmuş aynalar gibiydi.

Velhasıl Yaman Dede, Mevlânâ Hazretleri’nin 700 sene sonra gelen talebesi gibiydi. Biz de onun çömezi durumundayız.

İslam ve İhsan

Reklam Alanıİçerik arası — 728 × 90
Kaynak
islamveihsan.com
Kaynağı aç
💬 Yorumlar (0 yorum)
Bu kıssayı puanla:
Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor. İlk yorumu sen yapabilirsin.